İman, belirli bazı gerçekleri (Tanrı’nın varlığı gibi) kuru kuruya kabul etmekten ibaret değildir; sadece bu gibi gerçeklerin varlığına inanmak, Tanrı’nın istediği yürek değişimini yaratmaz ve insanı kurtarıp Tanrı’ya yaklaştırmaz (örn. Yak. 2:19). Kutsal Kitap inancı, başka inançların aksine, Tanrı’nın rızasını kazanmak için insanın neler yapması gerektiğine değil, Tanrı’nın insan için ne yaptığına odaklanır. Böylelikle iman, Tanrı’nın güvenilirliğine dayanır; yani O’nun, Kutsal Yazılar aracılığıyla söylediklerine ve verdiği vaatlere güvenmektir; duygu, akıl ve iradeyle Tanrı’nın vahyine verilen bir karşılıktır. İman en nihayetinde görülene ve dokunulabilene değil, vahiy yoluyla öğretilene ve öğrenilene dayanır (2Ko. 5:7). İman söz konusu olduğunda, insan gayreti ile Tanrı lütfu iç içedir (krş. İbr. 11. bölüm; Gal. 2:11–4:7; Rom. 4. bölüm; Ef. 2:8-9; Tit. 3:5). Eski Antlaşma döneminde iman, Tanrı’ya ve O’nun verdiği vaatlere güvenmeye dayalıydı (Yar. 15:6; Hab. 2:4). Mesih’le başlayan Yeni Antlaşma döneminde ise, Mesih’in yaptıklarına ve vaatlerine inanmak ve koşulsuz olarak Mesih’e güvenmektir (Yu. 3:16,18; 6:28-29; 11:25-26). Hıristiyan yaşamı, Mesih’e güvenmekle başlar ve Kutsal Kitap’ta açıklanan Tanrı gerçeği temelinde yaşamakla sürdürülür (Gal. 2:20; 3:3). İmanın göstergesi arasında sayılan eylemler (düşmanını sevmek, kötülük edenleri bağışlamak, yalan söylememek gibi), gerçekleştirilmesi imkânsız gibi görünür; insan, sahip olduğu imanı, doğruyu bildiren Tanrı’nın sözlerini gerçek kabul ederek ve bu sözler doğrultusunda yaşayıp O’na itaat ederek sergiler (İbr. 11:1,4,7-8,26; Yak. 2:26).

Kutsal Kitap ayetleri bibleserver.com web sitesinde yeni bir pencerede açılacaktır.

Kaynak: Açıklamalı Kutsal Kitap. (İstanbul: Yeni Yaşam Yayınları, 2010) s. 1821.

Telif Hakları © 2010 Yeni Yaşam Yayınları. İzin ile kullanılmıştır.