Kötülük Problemi

Ryan Keating

Felsefi açıdan teizme karşı en ciddi itirazın “kötülük problemi” denilen argüman türünden kaynaklandığını söylemek mümkündür. Genel olarak, kötülüğün iki çeşidi var: ahlaki kötülük ve tabii kötülük. Ahlaki kötülük insani karakter ve iradeden kaynaklanır; kötü bir eylemi yapmaya karar veririz ve bu kararların olumsuz sonuçları olur. Cinayet, yalanlar, açgözlülük gibi olumsuz şeyler, ahlaki kötülüğün örnekleridir. Tabii kötülük, doğal olaylar ve durumlardan kaynaklanır. Depremler, hastalıklar, kıtlıklar gibi şeyler tabii kötülüktür. 

Kötülük probleminin formülasyonları iki çeşide ayrılabilir: mantıksal kötülük problemi ve kanıtsal kötülük problemi. Mantıksal kötülük probleminin savunucularına göre, Tanrı’nın varlığı, kötülüğün varlığı ile bağdaşamaz. Dolayısıyla kötülük şüphesiz var olduğuna göre, Tanrı inancımız akla yatkın olamaz. J.L Mackie ve Antony Flew bu görüşü savunurlardı. Argümanları şu şekilde formüle edilebilir:

  1. Her şeyi yapabilen, her şeyi bilen ve salt iyi olan bir Tanrı olsaydı, kötülüğü yok etmek isterdi ve gücü buna erişirdi (çünkü kötülük zorunlu değildir).

  2. Dünyada kötülük vardır.

  3. Dolayısıyla her şeyi yapabilen, her şeyi bilen ve salt iyi olan bir Tanrı yoktur.

 

Özgür İrade Müdafaası

Alvin Plantinga bu tür argümanlara karşı “Özgür İrade Müdafaası” olarak tanımlanan bir cevap ileri sürer. Cevabına göre, özgür iradenin var oluşu, zorunlu olarak kötülüğün var oluşunun imkânını ihtiva eder. Plantinga der ki, özgür olan varlıkların olduğu bir dünya, özgür olan varlıkların hiç olmadığı bir dünyadan daha iyidir. Eğer Tanrı özgür varlıklar yaratıyorsa, onların bütün yaptıklarını Tanrı kontrol edemez (onları zorlayamaz), aksi takdirde özgür olmazlardı. Özgür olmamak aynı zamanda ahlaken iyi olma imkânını dışlar. Dolayısıyla, Tanrı kötülüğü yok etseydi, ahlaki iyiliği de yok etmiş olurdu. 

Plantinga’nın ısrar ettiği gibi, bu senaryo ancak mümkün olduğunda mantıksal kötülük problemi çürütülmüş olur. Yani, kesin olarak böyle olup olmadığını kanıtlamak zorunda değildir, çünkü cevapladığı argüman Tanrı’nın varlığı ile kötülüğün varlığının mantıksal olarak çelişkili olduğudur.  Eğer mümkün olarak çelişmediğini gösterilebilirse, bu itiraz geçersiz olur.

Bu tür cevap “bağdaşmazcı” bir görüşe dayanır, fakat birçok filozof bağdaşmazcı görüşü kabul etmez; bunlar “bağdaşırcı” bir görüşe sahip olanlardır. Bağdaşmazcılık der ki, özgür irade determinizm ile birlikte savunulamaz. Yani, eğer bütün yaptıklarımız zorunlu kılınıyorsa, insanlar gerçek anlamda özgür olamaz. Plantinga özgürlüğü şöyle tanımlar: “Bir kişi F fiili bakımından Z zamanında özgürdür, ancak ve ancak, hiçbir nedensel kanun ve önceden var olan hiçbir şart onun F’yi Z’de yapmasını veya yapmaktan kaçınmasını zorunlu kılmıyorsa.” Bağdaşırcılık ise, bundan farklı olarak özgürlüğü şu şekilde tanımlar: “Bir kişi yaptığından farklı bir şey yapmayı seçmiş olsaydı, başka türlü yapabilirdi.” Bağdaşırcılar aynı zamanda seçtiğimiz eylemlerin tamamen zorunlu kılınmış olabildiğini de kabul eder. Bu nedenle, bağdaşırcılara göre, Tanrı gerçekten hiç kötülük içermeyen bir dünyayı yaratabilirdi ve insanlar yine de özgür olabilirdi.

Bağdaşırcılığa bir örnek vermek gerekirse: Bir baba kızını severek büyütür. O kız doğal olarak babasını sever. Kız özgürce babasını seviyor mu? Evet. Baba, kızının kendisini sevmesi için zorunlu bir neden oldu mu? Bir bakıma o da doğrudur. Tanrı dünyayı buna göre yaratmış olabilir mi? Her insanı, özgürce kendisini sevmesine ve iyilik yapmasına imkân sağlayarak, aynı zamanda serbest bırakacak şekilde yaratmış olabilir mi?

 

Kanıtsal (Delile Dayalı) Kötülük Problemi

Bazıları, kötülüğün teizme karşı geçerli bir argüman olduğunu kabul eder ama ancak mantıksal açıdan imkânsız olduğu için değil, olasılık açısıdan akla yatkın olmadığı için. Yani, dünyada o kadar çok kötülük vardır ki, hatta bazı kötülüklerin amaçsız olduğu bile görünür, teizmi kabul etmektense teizmi reddetmek için daha fazla delilimiz olduğu kanaatine varırız. Bu argüman şöyle formüle edilir:

  1. Her şeyi yapabilen, her şeyi bilen bir varlığın, daha büyük bir iyiliğin gerçekleşmesine engel oluşmasına veya aynı derecede, hatta daha beter bir kötülüğe izin vermeden engelleyebileceği büyük acılar vardır.

  2. Böyle bir varlık mevcut olsaydı, bu tür kötülükleri engellerdi.

  3. Dolayısıyla her şey yapabilen, her şey bilen, salt iyi bir varlık yoktur.

Fakat amaçsız kötülüğün olup olmadığını gösterebilir miyiz? Bazı düşünürler kötülüğün çeşitli faydalarını göstermeye çalışır. Bazıları ise, böyle bir teoriyi ileri sürmeden kötülüğün amaçsız olmasının kanıtlanamaz olduğunu göstermeye çalışır. İnsan olarak Tanrı’nın bütün amaçlarını kavrayabileceğimizi neden kabul edelim? Eğer akli yeteneklerimiz zorunlu olarak sınırlı ise, Tanrı’nın yokluğuna dair bir argüman, bilemeyeceğimiz bir açıklamanın zayıf olmasına dayanamaz.  Tabii bazı ateistler diyebilir ki, bu konuda akli yeteneklerimizin sınırlı olduğu gösterilmez; bundan dolayı teizm, olasılık açısıdan, hâlâ zayıf gözükür. 

Başka bir strateji olarak, bazı teistler “amaçsız” kötülüğün var oluşunu inkâr etmez. Böyle bir strateji, özgür irade müdafaasına dayanır tekrar. Gerçek ve ciddi bir özgürlüğün var olması için gerçek ve ciddi kötülük de mümkün olmalıdır. Yani, insanlar amaçsız kötülüğe neden olabilmelidirler. Böylece kanıtsal kötülük argümanının iki önermesini reddederler; amaçsız kötülük, Tanrı’nın varlığı ile mantıken çelişkili değildir. Fakat, bu cevap ancak ahlaki amaçsız kötülükleri açıklayabilir. Peki, gözüken tabii amaçsız kötülükleri nasıl açıklayacağız?

 

Savunma ve Teodisi (İlahi Adalet Teorisi)

Kötülük probleminin iki kategorili cevabı vardır: savunma ve ilahi adalet teorisi. Savunma, sadece kötülük probleminin teizmi mantıksız kılmadığını göstermeye çalışır. Ateistlerin argümanlarını çürüterek teizmin hâlâ mümkün olduğunu gösterir. Mesela, özgür irade müfadaası bir savunmadır.  Başka bir örnekle, bir teist diyebilir ki, kötülük problemi çözülmemiş olduğu halde teizm hâlâ büyük olasılıkla doğru görülür. Bu nedenle bazı düşünürlere göre teodisi gerekli değildir. Teodisi veya ilahi adalet teorisi sadece bir savunma değildir, kötülüğün açıklamasını arar. Kötülüğün gerçek kaynağını, nedenini ve amacını bulmaya çalışır. Fakat, bazı filozoflar teodisinin tamamen imkânsız olduğunu söyler. Mesela, Wykstra’nın ileri sürdüğü gibi, eğer insani akıl Tanrı’nın kötülük ile ilgili amaçlarına ulaşamazsa, bir teodisi de mümkün değildir.

John Hick ve Richard Swinburne genel bir teodisi ortaya koyarlar. Her iki görüşte, kötülüğün bir amacının olduğu savunulur. Ahlaki ve ruhsal olgunlaşma, kötülüğün mümkün olmasını gerektirir.  Ama belli bir dinî temel almadan, belli bir Tanrı kavramına, belli bir dünya görüşüne bakmadan, tam ve tatmin edici bir teodisi sunulamayabilir. Mesela, İslam ve Hristiyanlık çok farklı günah, insan, adalet, kutsallık, ruhsal dünya ve Tanrı kavramlarına sahiptirler. Bu nedenle kötülük ile ilgili cevapları da çok farklıdır. 

 

Kötülüğü Açıklamak

Aynı zamanda teodiside birçok ortak nokta görülebilir. Kötülüğü açıklamak için örneğin şu örnekler sunulur:

Kötülük bir cezadır: Bu görüş oldukça basittir. Mesela Kutsal Kitap’ta Eyüp hiçbir günah işlemeden çok ciddi acılar çekmiştir. Ayrıca, bebeklerin çektikleri acıları nasıl açıklayabiliriz?

Mümkün olan en iyi dünya: Leibniz’in ileri sürdüğü bir teoride, Tanrı salt iyi olduğu için mecburen mümkün olan en iyi dünyayı yaratmış olmalıdır. Yaşadığımız dünya, kötülük dahil, en iyisidir. Ama en iyi dünya ne demek? Her dünya biraz daha iyi olamaz mı?

Nihai ahenk: Bu görüşte, Tanrı’nın bakış açısında kötülüğün yeri vardır ve biz göremeyebiliriz.  Ayrıca bazılarına göre, Tanrı mevcut kötülükleri dünyayı nihai bir ahenge bürümek için kullanır.

Tabiat kanunu izahı: Tanrı doğal bir sistem yarattı ve doğal sistemlerde doğal kötülüğün mümkün olması zorunludur. Mesela, suyu yaratmak boğulmayı mümkün kılmak demektir.

 

Kutsal Kitap’tan Bir Örnek

Hristiyanların ve Yahudilerin kullandığı Eski Antlaşma’da, “Eyüp” adlı bir kitap bulunur. Bu kitap, kötülükle yüzleştirir ve bir tür açıklamada bulunur. Eyüp uzun ve basit olmayan bir kitaptır ama ana konusu şöyle özetlenebilir: Acı Tanrı’nın elinde bir araçtır. Tanrı, en yüce İyi olduğu için ve tapınılmaya layık olduğuna göre, bizim iyiliğimiz için kendi yüceliğini kanıtlıyordur dünyada.

Bu kitapta Tanrı Şeytan’ı çağırır ve Eyüp’ü örnek olarak öne sürerek Şeytan’a meydan okur. “Kulum Eyüp’e bakıp düşündün mü?” diye sorar. Yani, bu ayetlerde Tanrı kendisinin tapınılmaya layık olduğunu söylemekte ve bunun kanıtı olarak Eyüp’ü göstermektedir. Şeytan ise itiraz eder ve Tanrı’yı suçlar. Şeytan, Eyüp’ün Tanrı’ya tapınma nedeninin Tanrı’nın liyakati değil, Tanrı’nın Eyüp’ün sadakatini satın almış olması olduğunu savunur. Şeytan’a göre Tanrı, Eyüp’ü o kadar bereketlendirmiştir ki Eyüp sadece zengin kılındığı için tapınmaktadır. Yani Şeytan’ın suçlaması Eyüp’e karşı değil, Tanrı’ya karşıdır. Şeytan der ki, eğer Eyüp bu kadar bereketlenmiş olmasaydı Tanrı’yı inkâr ederdi. Bu nedenle Tanrı Şeytan’a izin verir ve Şeytan Eyüp’e saldırır. Şeytan, Eyüp’ün bütün zenginliklerini alacak ve Eyüp’ün tepkisi mücadelenin sonucu gösterecektir. Her şeyini aldıktan sonra eğer Eyüp hâlâ Tanrı’ya tapınırsa, Tanrı haklı olduğunu göstermiş olacak ve tapınılmaya layık olduğu tekrar görülecektir. Fakat, Şeytan’ın dediği gibi eğer Eyüp Tanrı’yı inkâr ederse Şeytan haklı olduğunu göstermiş olacak ve Tanrı’nın tapınılmaya layık olmadığını kanıtlamış olacaktır. Tabii Eyüp’ün tepkisini biliyoruz. Her şeyi alındıktan sonra da Eyüp yüzüstü yere kapanıp Tanrı’ya tapınmıştır.

Bu örnekte, Eyüp bu şekilde Tanrı tarafından kullanıldığından habersizdir, ama bütün meleklerin, cinlerin ve Şeytan’ın önünde Eyüp’ün hayatı Tanrı’yı yüceltmek için bir araçtır. Buna göre bizler de yaşadığımız her sıkıntıyı bir fırsat olarak kabul edebiliriz. Tanrı nasıl Eyüp hakkında dediyse, bizim hakkımızda da “kuluma bakıp düşündün mü?” demesine fırsat verebiliriz. Tanrı’yı yüceltmek için, O’nun liyakatini dünyaya göstermek için sıkıntı içindeyken ve acı çektiğimizde Tanrı’ya tapınabiliriz, O’nu yüceltmeye devam edebiliriz.

 

Kaynakça: Michael Peterson, William Hasker, Bruce Reichenbach ve David Basinger (çev. Rahim Acar), Akıl ve İnanç: Din Felsefesine Giriş, 2. Basım (İstanbul: Küre Yayınları, 2009).

 

Bu makale ilk olarak şurada yayımlanmıştır: e-manet Sayı 26 (Ekim-Aralık 2011) s.5