Elçilerin İşlerinde Buyrukçu Teolojik İçeriği Var mıdır?

Steven K. Mittwede

Giriş

Bu soru yüzyıllarca tartışılan bir sorudur.  Tartışmaya girenlerin hepsi tamamen objektif veya tarafsız değildir.  Dolayısıyla tarihsel anlatım (İng. historical narrative) olan Elçilerin İşleri’nden alınan örnekler ile, kiliselerde uçlara kaçan çok düşünce ve uygulama vardır.  Kilise liderliği, ruhsal armağanlar, müjdeleme yöntemleri, vaftiz, kilise disiplini ve bunun gibi birçok konuda kiliselerimizde değişik değişik anlayışlar vardır.  Bunların bazıları kesinlikle dalalete düşmüştür.  Biz de dalalete düşmemek için bu konuda aşırı dikkatli ve hikmetli olmamız gerekir. Çünkü dünyanın dört bucağındaki kiliselerin Rab Tanrı’nın isteğine göre gelişmelerini amaçlamaktayız.  Bu bağlamda, bu yazıda yürüteceğim sav şöyle:  Elçilerin İsleri’nin buyrukçu teolojik içeriği vardır, ancak bunu elde edebilmek için belirli ilkelere başvurmamız gerekmektedir.

Kilise tarihinde Elçilerin İşleri (ve Kutsal Kitap’ın diğer tarihsel anlatım içerikli kısımları) sık sık yanlış anlaşılmış ve uygulamaya yansıtılmıştır.  İmanlıların kimisi Elçilerin İşleri’nde kaydedilen hey şeyi buyrukçu görür, kimisi de hiçbirini buyrukçu görmez. Tabii ki bu konuda aşırıya kaçmamalıyız çünkü:  “Kutsal Yazılar’ın tümü Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır.” (2Ti. 3:16).  Bu karmaşayı azaltmak ya da gidermek amacıyla, bu yazıda tarihsel anlatım içerikli kısımlara yönelik yararlı yorumbilimsel ilkeler ortaya konulmaktadır.

 

Kullanılan Terimler

Bu yazıda kullanılan birkaç terim baştan açıklanmalıdır.

  • buyrukçu (İng. normative) / buyrukçu teolojik içerik (İng. normative theological content) – Buyrukçu derken imanlılar için her zaman ve her yerde geçerli olanı belirtirim. Yani imanlılar, belirtilen hususları yapmazlarsa veya belirtilen bir şekilde inanmazlarsa itaatsizce davranmış olurlar. 
     
  • emsal  (İng. precedent) – Bu kullanımda emsal, sonraki benzer olaylar için model ya da örnek olarak kullanılabilecek bir eylem veya durumdur.
     
  • kalıp (İng. pattern) – Bu kullanımda kalıp, önemli olayların sıralaması (özellikle neden-sonuç ilişkili olaylar) için kullanılır.

 

Yazar ve Amacı

Yaygın bir şekilde Luka, Elçilerin İşleri’nin yazarı olarak kabul edilir. Elçilerin İşleri Luka adlı kitapçığın devamıdır.  Luka’nın birinci cildinin amacı kendi önsözünde belirtilmiştir:

“Sayın Teofilos,

Birçok kişi aramızda olup bitenlerin tarihçesini yazmaya girişti.  Nitekim başlangıçtan beri bu olayların görgü tanığı ve Tanrı sözünün hizmetkarı olanlar bunları bize ilettiler.  Ben de bütün bu olayları ta başından özenle araştırmış biri olarak bunları sana sırasıyla yazmayı uygun gördüm. 

Öyle ki, sana verilen bilgilerin doğruluğunu bilesin.” (Luk. 1:1-4)

Luka, titiz bir tarihçi olarak bu olup bitenleri kaydetmekle beraber müjdeleme amacıyla meraklı veya ilgili olan Teofilos’u Hıristiyanlığın gerçekliğine ikna etmek istemiştir.  Luka’nın ikinci cildinin önsözü de şöyle:

    “Ey Teofilos,

İlk kitabımda İsa’nın yapıp öğretmeye başladığı her şeyi, seçmiş olduğu elçilere Kutsal Ruh aracılığıyla buyruklar verip yukarı alındığı güne dek olanları yazmıştım.”  (Elç. 1:1-2)

William J. Larkin’a göre, Elçilerin İşleri’nde ele alınan müjdeleme ve kiliseyi teşvik etme gibi olası iki amaç arasından, Luka kitapçığının devamı olarak Elçilerin İşleri de öncelikli olarak müjdeleme amaçlıdır.[1]   Dolayısıyla Elçilerin İşleri’nden teşvik alabildiğimiz halde Luka’nın esas amacı bu değildi.  Benzer şekilde John R. W. Stott, Elçilerin İşleri’nin siyasi bir savunmaolduğunu vurgular.[2]   Luka yaşadığı dönemin şartlarında, Hıristiyanlığın zararsız ve yasalara uygun bir inanç sistemi olduğunu göstermek istemiştir.  Şunu fark etmeliyiz ki M.S. 62-64’te yazılan[3]  bu kitapçık bir topluluk talimatnamesi yahut kilise hayatıyla ilgili her derde deva bir reçete değildir.[4]

 

Mevcut Yanlış Eğilimler

   İmanlıların kimisi elçilerin çağını (İng. apostolic age) her açıdan biricik ve tekrarlanamaz olarak kabul eder.  Ama Luka bu düşünceyi destekleyecek bir ipucu vermez.[5]  İncil’in diğer bölümlerinde destekleyebilecik kısımlar olabilir.  Ancak Elçilerin İşleri’nde böyle bir şey yoktur.  Hangi imanlı Elçilerin İşleri’nde kaydolan ama günümüzde kabul veya itaat edilmesi gereken öğreti (örn. Pavlus’un Ares Tepesi Kurulu’na söylevi,  Elç. 17:24-26), ya da benimsenmesi gereken iyi örnek (örn.  İstefanos’un tanıklığı, Elç. 7:1-60), hatta kaçınılması gereken kötü (örn. Hananya ile Safira, Elç. 5:1-11) örnek bulamaz?

   Öte yandan bu kitapçığın bazı tarihsel kayıtları kesinlikle biricik olayları temsil eder.  Örneğin Pentikost Günü’nde Kutsal Ruh’un kiliseye verilmesi belirli bir peygamberlik sözünün yerine gelmesidir (Elç. 2:17; Yoe. 2:28). Kutsal Ruh itaatkâr imanlıları hâlâ doldurmaktadır.  Ama Kutsal Ruh’un kiliseye verilmesi ilk ve son kez Pentikost Günü’nde gerçekleşmiştir.  Artık Kutsal Ruh her imanlıda yaşar (herbir kişinin iman etmesine bağlı olarak), ve imanlının Kutsal Ruh’la dolması itaatkâr olmasına bağlıdır.             

Bazı imanlılar ve kileseler Elçilerin İşleri’nde kaydolan her şeyi buyrukçu olarak kabul eder.  Şöyle bir mantık ile bu kitapçığa yaklaşır: “Elçiler için geçerli olduysa bizim için de geçerli olmalıdır.”  Maalesef bu “dar görüşlü” bir yaklaşımdır.  Çünkü tarih – bir edebiyat türü (İng.genre) olarak – çoğunlukla kaydedeci veya betimleyicidir.  Başka bir tarihsel kaynağa baktığımızda kaydolan olayları peşin olarak buyrukçu görmeyiz. 

  Tabii ki Kutsal Kitap sıradan bir kaynak değildir.  Bu kitap Tanrı esinlemesi, ve Tanrı’nın elinde güçlü ve etkili bir aygıttır (İbr. 4:12).  Yine de Kutsal Kitap’ta benzetmeler, özdeyişler, şiirler, tarihsel kayıtlar, söylevler, ve bunun gibi birçok edebiyat türü vardır.  Ve bunları farklı farklı yorumlarız.  Kutsal Kitap’ta abartı (Yar. 3:1; Mat. 7:3,4), aynı zamanda alay (örn. 1Kr. 18:27) ve dalkavukluk (örn. Luk. 20:20-22) da vardır.   Kutsal Kitap’ı veya her hangi başka bir yazıyı okurken bu mecazi ifadeleri kolaylıkla fark edebiliriz.  Elçilerin İşleri’ni ele aldığımızda aynı şekilde aşırıya kaçmamak için uyanık olup okuduklarımızı doğru yorumlamaya çalışmalıyız.

 

Yönlendirici Yorumbilimsel Prensipler

 Öncelikle, genel ama oldukça önemli bir yorumbilimsel ilke açıklanmalıdır:  Buyrukçu içerik arayışında, anlatımsal kısımlardan ziyade Kutsal Kitap’ın öğretisel (didaktik) kısımlarına – özellikle Yeni Antlaşma’daki mektuplara – başvurulmalıdır.  Maalesef bu konuda bazı kardeşler ya da kiliseler “kaş yapalım derken göz çıkarmışlardır”.  Öte yandan birçok kardeş anlatımsal kısımlardan rasgele bir şekilde  ders almaya, anlatımsal örnekler veya emsalleri kendi durumlarına uygulamaya çalışırlar.  Kabul, Kutsal Kitap’ta iyi ve kötü örnek çok, ama bunların hepsi yazarların  niyetlerine, yani onların belirtmek veya kastetmek istediklerine göre yorumlanmalıdır.  Bazı örnekler yakın bağlama göre, bazıları ise yalnız başka – özellikle net ve kolay anlaşılır öğretisel – kısımların ışığında yorumlanabilir.

 Ayrıca Kutsal Kitap’ı her ele alıp okuduğumuzda yazarın asıl belirtmek istediklerini tespit etmemiz gerekir.  Kutsal Kitap’ta bazı gizemlerin var olmalarına karşın Tanrı iradesini açıklamaktadır (bkz. 2Pe. 1:20,21).  Bu konuda Tanrı’nın başarısı apaçıktır.  Peşin olarak kabullenmemiz gereken bir ana ilke vardır:  Her yazarın kastetmek, belirtmek veya iletmek istediği anlam vardır.   Yorumbilimciler olarak bu anlamları keşfetmemiz gerekir.

O zaman bu son derece önemli olan keşif görevimizde, özellikle tarihsel anlatım kısımlarından buyrukçu içerik elde etme girişimimizde, bize yardımcı ilkeler olarak neler vardır?

Luka’nın belirli bir tarihsel olay ile neyi belirtmek ve bize iletmek istediği konusunda, William Larkin yorumculara şu üç faktörün değerlendirilmesini tavsiye eder[6]:

  1. Luka’nın sunuşu veya belirli bir tarihsel olayın yakın bağlamından anlaşılan ve yazarın olayı taklit etmemizi istediğini gösteren olumlu, onaylayacı ifadeler var mıdır? [aşağıdaki 3 numaraya bkz.]
  2. Luka, iki ciltten oluşan eserinin başka bir yerinde, özellikle öğretisel bir kısımında (örneğin, İsa’nın Luka’daki kendi öğrettiklerinde), tarihsel olayın arkasındaki ilkeyi ortaya koyar mıdır?
  3. Luka, şüpheye bırakmayan uygulama kalıbı (İng. pattern) kaydederek, tarihsel emsalden devam eden bir uygulamaya kesin bir geçiş olduğunu gösterir midir?  [aşağıdaki 4 numaraya bkz.]

Larkin’e göre bu soruların biri “evet” ile yanıtlanabilirse, buyrukçuluk için ikna edici bir destek sayılmalıdır. Aşağıda beş ilkeyi ileri sürerek bu değerlendirme sorularını örneklerle açmaya çalışacağım.

 

1.  Anlatımsal kısımlar yalnız örneklerden ibaret değildir.

Eğer bir yazar sadece ve sadece olup bitenleri kaydetmek isterse, çalışmasından çıkacak olan “basit” tarihtir.  Böyle bir tarih, bize borsa haberi gibi gelebilir; bunlar sıkıcı, tekdüze belgeler olur.  Örnekler içerebilir fakat bunların önemlerinin belirsiz olma ihtimali büyüktür.  Zira her tarihçinin başka amaçları da vardır.  Kutsal Kitap’ın yazarları özellikle Tanrı’nın karakteri, işleri ve kurtuluş planını açıklamakla meşguldüler.  Demek ki onların, özenle tarihi yazmakla birlikte, teolojik amaçları da vardı.

Örneğin İstefanos, yalnız İsrail tarihinin önemli noktalarını sıralamak değildi, aynı zamanda Tanrı’nın zaman geçtikçe açıklanan kurtuluş planını anlatıp bunun ışığında dinleyecilerini kutsal Tanrı’nın gözünde suçlu olduklarına ikna etmek de istedi (Elç. 6:8-7:60, özl. 7:51-53).

Kral Agrippa’nın önünde tanıklık ederken, Pavlus’un amacı yalnızca kendini savunmak değildi.  Ayrıca Müjde’nin içeriğini kısaca özetleyerek Agrippa’nın iman etmesini sağlamak istedi (Elç. 26:1-32, özl. 22-23, 28-29).  Mesih imanlıları her fırsatı değerlendirerek Mesih İsa ile ilgili gerçeği etraflarındaki insanlara açıklamak istemeli çünkü bu gerçek, özgür kılan iyi haberdir. 

Dolayısıyla yorumcular tarihsel anlatım olan bir kısım üzerine çalışırken tarih anlayışlarında fazlasıyla basitleştirici (indirgenci) olmamalıdırlar.  Kutsal Kitap’taki tarih, yalnız olup bitenlerin kaydı değil de Tanrı’nın kendi vahyetmesidir.

 

2. Kutsal Kitap’ta, yalın emsallik buyrukçuluğu teşkil etmez. 

Bir olay, Kutsal Kitap’ın tarihsel kayıtlarında sadece geçtiği için, o olay buyrukçu bir kalıp olarak görülmemelidir. Unutmayalım ki, Kutsal Kitap’ın büyük bir kısmı tarihtir, ve tarih yazılırken birçok olay (bize göre önemsiz şeyler bile; örn. Elç. 19:7) yazılan tarihe dahil edilir.  Bazen önemsiz saydığımız bir olay daha önemli iki olayı birbirine bağlar.  Benzeri bir şekilde kurduğumuz cümlelerden bağlaçları çıkarırsak o cümlelerin anlamları ya da en azından akıcılıkları bozulmuş olacaktır.  “Tarihin bağlaçları” da önemli ve gereklidir.

Yahuda İskariot’un İsa’yı tutuklayanlara kılavuzluk etmesinden sonraki intiharından dolayı elçiler kadrosunda bir boşluk görülmüştür (Elç. 1:15-19).  Yahuda’nın yerine bir kişi seçmek üzere seçim sürecinde mevcut elçiler belirli şartlar koydular.  Seçilecek kişi, İsa’nın yeryüzündeki süresince yanlarında bulunan adamlardan biri olup, İsa’nın dirilişine tanıklık edebilen bir kişi olacaktı (Elç. 1:21-22).  Bu şartlara uygun olan iki kişiyi önerip dua ettiler.  Ortaya çıkan şu ki:  Bu seçim süreci gelişigüzel değildi, tersine hikmetli ve ruhsal bir süreçti.  Bilindiği gibi sonra kura çektirdiler ve kura Mattiya’ya düştü (Elç. 1:23-26).  “Şimdi hikmetlilik ve ruhsallık bunun neresinde?” diye düşünebiliriz.  Sanki kumara yönelip güvenmişlerdir.  Elçileri kötülemeyelim zira o kura sadece tarafsızlığı garantileyen bir araçtı (bkz. 1Ta 24:5).[7]  Yukarıda gördüğümüz gibi elçilerin temel aldıkları noktalar hurafeye dayandıklarını değil, onların olgun ruhsallıklarını kanıtlar.  Kullandıkları araç (kura) bu tarihsel kayıtta geçtiği için buyrukçu görülmemelidir.  Buyrukçu olan belirli şartlar koyup, dua etmektir.  Kilise önderlerinin seçilmesi için Pavlus da 1Ti 3:1-13 ve Tit. 1:5-9’da şartlar koydu.

Vurgulanması gereken şu ki, bir olayın sadece ve sadece bir tarihsel anlatımda geçmesiyle onun buyrukçuluğu kanıtlanmaz.

 

3. Tarihsel anlatım olan kısımlarda yorumlama konusunda her şey “ya hepsi ya da hiç” değildir; bazı kısımlarda buyruk olmayan ama yine de buyrukçu sayılabilen ilkeler vardır.

Elçilerin İşleri’nde çok az sayıda buyruk var ve bunu şaşırtıcı bulmayız, çünkü bu kitapçık tarihtir.  Her hangi bir tarih kitabı ya da biyografik kitabı ele aldığımızda bize bir şey buyuracağını düşünmeyip bir çağda olup bitenler, düşünce akımları ya da icatlardan söz edilmesini beklemekteyiz.   Aynı şekilde Kutsal Kitap’a – özellikle tarihsel anlatımlı bir kısma – baktığımızda benzeri beklentilerimiz olmalıdır.  Buyruk olabilir ama tarihsel anlatımın niteliği genelde öyle değildir.  Buna karşın örnekten başka, belirli davranışların arkasında bütün kiliseler için geçerli hatta buyrukçu olan ilkeler olabilir. 

Elçilerin İşleri’nin birkaç yerinde (2:44-45; 4:32-37; 5:2) Yeruşalim topluluğundaki maddi paylaşım öne sürülmektedir.  Bu kısımlar Hıristiyan bir komünizmi ifade eder midir?  Eski Antlaşma’nın birkaç yerinde kişisel mal varlığı hakkında oldukça ayrıntılı yasalar verilmektedir (örneğin, “On Buyruk”ta, “Çalmayacaksın” diyen bir buyruk yer alır, ve sonra Mısırdan Çıkış 21:28-22:15’de mal sahiplerinin sorumluluğu hakkında ve mala ilişkin yasaları içeren kısımlar vardır.).  Demek Tanrı katında imanlılar arasında her şeyin ortak mal olması şart değildir.  Efesliler 4:28 de bu konuda apaçıktır: “Hırsızlık eden artık hırsızlık etmesin.  Tersine, kendi elleriyle iyi olanı yaparak emek versin; böylece ihtiyacı olanla paylaşacak bir şeyi olsun.”  Yani her yerde her kilisede her şey ortak mal değildi ve hiçbir zaman böyle bir şart konulmamıştır.  Yine de Yeruşalim topluluğunda “İmanlıların tümü...herşeyi ortaklaşa kullanıyorlardı.” (Elç. 2:44).  Bu güzel örnekte buyruk yok ama buyrukçu bir ilke vardır.  Şöyle ki:  İhtiyacı olanla paylaşmalıyız ve paramızı ihtiyaca göre dağıtmalıyız.

Alan Brehm adlı teolog, Elçilerin İşleri’ndeki “özetler” (İng. summaries) hakkında önemli bir makale yazdı.  Bu özetleri iki gruba ayırdı, şunlar:  Özet anlatımlar ve özet ifadeler.[8]  Yazara göre özet anlatımlar  (Elç. 2:42-47; 4:32-35; 5:12-16) Yeruşalim topluluğunun normaluygulamasını sunup tüm yerler ve tüm zamanlardaki kiliseler için bir ideal ortaya koyar.  Özet ifadeler (Elç. 6:7; 9:31; 12:24; 16:5; 19:20) ise, bu tarihsel anlatımın önemli noktalarında yer alıp, Müjde’nin yayılması ve toplulukların gelişmelerini kanıtlarlar.  Anlaşılacağı üzere bu bağlamda maddi paylaşım hakkındaki özet anlatımlar bize buyrukçu bir ilke – yaşanacak bir ideal – sunar. 

 

4. Buyrukçu olabilmek için tarihsel anlatımlardaki davranış ve inanç tarzları tamamen tutarlı olmalıdır.

Elçilerin İşleri’nde, vaftiz, Kutsal Ruh’un verilmesi, el konulması ve başka diller konuları ile ilgili birkaç tane karşılaştırılabilecek kısımlar vardır (Elç. 2:1-4; 10:44-46; 19:4-6). Ancak bu kısımlar tutarlı bir kalıp oluşturmazlar.

Örneğin Pentikost Günü’nde “bütün imanlılar bir arada bulunuyordu” ve “İmanlıların hepsi Kutsal Ruh’la doldular, Ruh’un onları konuşturduğu başka dillerle konuşmaya başladılar.” (Elç. 2:1,4).  Yani o günde Kutsal Ruh’la dolan kişiler daha önce iman etmiş insanlardı, ve konuştukları diller öğrenmedikleri ama bilinen dillerdi.  Aynı bölümde Petrus’un söylevinden sonra sözünü benimseyenler vaftiz oldu ve o gün yaklaşık üç bin kişi topluluğa katıldı (Elç. 2:41).  Demek o gün vaftiz olanlar yeni iman edip vaftiz oldular.  Kutsal Ruh’la dolanlar (Elç. 2:4) zaten imanlıydı ve onlar başka dillerle konuşmaya başladılar.  Kayıt olmadığı için yeni vaftiz olanların (Elç. 2:41) başka dillerle konuşup konuşmadığını bilemiyoruz.

Kornelius’un evinde olup bitenler biraz farklıydı.  Orada Kutsal Ruh Petrus’un konuşmasını dinleyen herkesin üzerine indi ve bilmedikleri dillerle konuştular (Elç. 10:44,46).  Ancak o diller bilinen diller değilmiş tersine glossalalia denen vecdi konuşma idi (bkz. 1Ko 14).  Bundan sonra vaftiz oldular. 

Efes’te bazı öğrenciler vardı; ama bunların Kutsal Ruh’un varlığından haberleri yokmuş (Elç. 19:1,2).  Yahya’nın yaptığı vaftiz ile vaftiz olmuşlar ama o vaftiz yetersizdi.  Pavlus, onların İsa’ya inanmalarını söyledikten sonra İsa’nın adıyla vaftiz oldular (Elç. 19:3-5).  Önemli olan iman edip vaftiz olduktan sonra, “Pavlus ellerini onların üzerine koyunca Kutsal Ruh üzerlerine indi ve bilmedikleri dillerle konuşup peygamberlik etmeye başladılar.” (Elç. 19:6).

Ayrıca Elçilerin İşleri’nin birçok yerinde insanlar, kurtaran imana kavuşurlar ama bunların çoğunda başka dillerde konuştuklarından söz edilmemektedir (örn.  Etiyopyalı hadım 8:34-39; Saul 9:17,18; Antakyalılar 11:21; Pisidya sınırındaki Antakya’da Yahudi olmayanlar 13:48, Tiyatiralı Lidya 16:14,15; Veriya’dakiler 17:12; Atina’dakiler 17:34; Krispus ve bütün ev halkı 18:8).  Bu tarihsel kayıtlara göre her İsa Mesih’e dönen kişi başka dillerle konuşmadı veya en azından bundan söz etmek önemli sayılmamıştır.

Yukarıda görüldüğü gibi kaydedilen olayların sırasında bir tutarlılık yoktur.  Bahsedilen kısımların kimisinde konuşulan diller bilinen dillerdi, kimisinde bilinmeyen dillerdi, birinde ise Pavlus’un el koymasına bağlıydı.  Bazı yerlerde diller, vaftizden önce başladı bazı yerlerde ise vaftizden sonra başladı. Eğer Kutsal Kitap’ın tarihsel kayıtları tutarlı bir kalıp sunmazsa, yorumcular bir eylemi veya olayı buyrukçu olduğunu kabul etmekten kaçınmalıdırlar.  Karizmatik olan Kutsal Kitap uzmanı Gordon Fee ve ortakyazar Douglas Stuart bu konuda aynı düşüncede:  “Böyle bir farklılık, tek bir model olan Hıristiyan tecrübe veya kilise yaşamı olarak, herhalde belirli bir örnek ileri sürmemek demektir.”[9]  Başka bir uzman, şu sözlerle Fee ve Stuart’a katılır:  “Çeşitli kalıplar nerede olursa olsun – örneğin, yazarın sunumundaki dönme, vaftiz ve Ruh’un gelişi arasındaki ilişkiler (Elç. 2:38-41; 8:17-18; 10:44-46; 19:6) –  bağlayıcı olarak kabul edilebilecek bir kalıbı tespit etmek gerekir.  Bu da kalıbın arkasındaki ilkeyi Kutsal Kitap’ın neresinde açıkça öğretildiğini bulmakla yapılabilir.”[10]

Ancak yukarıda bahsedilen diller ve diğer olaylar hakkında öğrenebilmek için daha açık, özellikle İncil’in öğretisel kısımlarına (örn. 1Ko. 12-14) başvurulmalıdır.  Anlaşılacağı üzere buradaki amacım, günümüz için başka dilleri onaylamak ya da onaylamamak değil, yalnızca yorumbilimsel yöntemimizi yönlendirmektir.

 

5. Elçilerin İşleri’ndeki söylev kısımları çoğunlukla buyrukçu içerikten ibarettir.  Çünkü bunların asıl amaçları öğretici olmalarıdır.

Söylev olan kısımlarında neye inanmak, neyi yapmak ve söylemek veya tecrübe etmek konularında bize doğrudan uyarmalar vardır, ama salt anlatımsal kısımlarda iletişim daha dolaylı bir şekilde sağlanır.  Yine Elçilerin İşleri’nde söylev yapanların amaçlarının ne olduğunu keşfetmemiz gerek ama konuşmacıların belirtmek istedikleri gizli olmadığı için bu keşif genelde kolaydır.

Örneğin Petrus, Yüksek Kurul’un önünde yaptığı kısa söylevinde, dedi ki (İsa’dan) “Başka hiç kimsede kurtuluş yoktur.  Bu göğün altında insanlara bağışlanmış, bizi kurtarabilecek başka hiçbir ad yoktur.” (Elç. 4:12).  Bu söz, buyrukçu bir söz olup, plüralizm (birçok kurtuluş yolu var) ve evrenselcilik (sonunda herkes kurtulacak) düşüncelerini çarpıcı bir şekilde yalanlar.

Elçilerin İşleri’nin 20. bölümünde Pavlus, Efes topluluğunun ihtiyarlarına veda ediyor.  Bu veda söylevi sırasında Pavlus şu uyarıda bulundu:  “Kendinize ve Kutsal Ruh’un sizi gözetmen olarak görevlendirdiği bütün sürüye göz kulak olun.  Rab’bin kendi kanı pahasına sahip olduğu kiliseyi gütmek üzere atandınız.” (20:28).  Ondan hemen sonra o topluluğa yırtıcı kurtların (yanlış öğreti yayan ve/veya bölücü kişiler) gireceğini söyledi.  Demek ki Pavlus belirli bir sorunun çıkacağını öngördü.  Bununla beraber bu kilise gözetmenlerine 28. ayette Pavlus’un verdiği uyarı her yerel topluluğun önderleri için geçerlidir.  Efes’teki tarihsel durum, hiçbir şekilde verilen uyarıyı sınırlamadığı için topluluk önderleri tüm zamanlarda ve tüm yerlerde sözü geçen koruma ve gütme görevlerini yerine getirmekle meşgul olmalıdırlar (bkz. Tit. 1:9). 

Ayrıca tarihsel anlatımların uygulaması hakkında Daniel M. Doriani, yeni kitabında birçok düşündürücü sav ve yararlı ilkeler ortaya koymaktadır.   Örneğin Doriani’ye göre, anlatımlar ve söylevler (İng. discourses/speeches) karşılıklı olarak birbirini açıklarlar.[11]  Bu ilke neden önemlidir?  Çünkü bazı yorumcular indirgeyici ve yanlış bir şekilde öğretisel kısımlara aşırıöncelik tanırlar.  Doriani’nin  kitabı buyrukçuluk konusunu oldukça dengeli ve adil bir şekilde işlemiştir.  Bu yüzden onun kitabı tavsiye edilen bir kaynaktır.

 

Sonuç

Kutsal Kitap’ın tarihsel anlatımdan ibaret olan kısımları, bizi düşünmeye zorlayan birçok özel niteliği sunar.  Bununla beraber elimizde yararlı yorumbilimsel ilkeler vardır.  Bunları kullanarak tarihsel anlatımların anlamlarını keşfedip buyrukçu olan kısımların uygulanmasına kendimizi verebiliriz.  Bu ilkelerin öğretilmesi ve benimsenmesi, kilise önderlerinin kendi topluluklarını donatma görevlerinin kritik bir yönüdür.

 

Teşekkür: Yaptığı dikkatli ve yararlı düzeltmeler için Bora Güler’e müteşekkirim.  Kalan dil ve yorum yanlışları benimdir.

 

[1] Acts (IVP New Testament Commentary Series) (Downers Grove, IL: InterVarsity Press, 1995), 19-20.

[2] The Message of Acts: The Spirit, Church & the World (The Bible Speaks Today Commentary Series) (Downers Grove, IL: InterVarsity Press, 1990), 27.

[3] A. T. Robertson, Luke the Historian in the Light of Research (New York, NY: Scribner, 1920 [1936]), 34-35; Larkin, Acts, 18.

[4] Walter L. Liefeld, Interpreting the Book of Acts (Grand Rapids, MI: Baker, 1995), 32.

[5] Ben Witherington, III, The Acts of the Apostles: A Socio-Rhetorical Commentary (Grand Rapids, MI, Eerdmans, 1998), 98.

[6] Acts, 17.

[7] Liefeld, 117.

[8]  “The significance of the summaries for interpreting Acts,” Southwestern Journal of Theology 33 (1990): 29-40.

[9] How to Read the Bible for All Its Worth (2. baskı) (Grand Rapids, MI: Zondervan, 1993), 100.  Karizmatik Anglikan olan Michael Green (30 Years that Changed the World: A Fresh Look at the Book of Acts (Leicester: Inter-Varsity Press, 1993 [2002]), 259) aynı mantığı yürüterek aynı sonuca varıyor, şöyle:  “Bütün Hıristiyanlar (başka) dillerle konuşmalı mı?  İnanıyorum ki, Elçilerin İşleri’nin yanıtı kesin bir ‘Hayır’.  Diller, iyi Rab’bin bazı insanlara verdiği bir armağandır.  Bana da verdi ve bunun için minnettarım.”

[10] William J. Larkin, Culture and Biblical Hermeneutics:  Interpreting and Applying the Authoritative Word in a Relativistic Age (Grand Rapids, MI: Baker, 1988), 112.

[11] Putting the Truth to Work; The Theory and Practice of Biblical Application(Phillipsburg, NJ: P & R Publishing, 2001), 195.

 

Bu makale şuradan alınmıştır: e-manet, No. 5 (Ekim-Aralık 2004), s.9-12